3 Temmuz 2009 Cuma

Nedensiz Bedensiz

Altı: Şikayet

Sıcak mı soğuk mu belirsiz zamanların birinde hastalandı Kız. Ayaktaydı, yürüyebiliyor ve mesaisini bile icra edebiliyordu. Bir öğle molasına denk geldi çöküşü. Başı devekuşları gibi toprağa yüz tutmuştu. Üstelik sadece hastalığının ağırlığı da değildi bu ağırlık. Oradan buradan bir takım İnsan’lar yaşantısını zorlayıp cümleleri için kendilerine pay çıkarmaya çalışıyorlardı. Hepsi birden tek bir ızbandut kırması insan modelini bile elden ayaktan düşürmeye yetecekken Kız bu haliyle iyi bile dayanıyordu.

Öylesine halsiz kıvranıp dururken bir masa dibinde Arkadaş’ı geldi uzak köşedeki kapıdan girip insanlara selam vererek. Kız’ın yanına oturdu. “Telefonda kötüyüm diyince aceleyle geldim. Nasılsın? İlaç aldın mı?”

“Ya Arkadaş’ım seni yanımda dur diye çağırdım ben. Annemlik yap diye değil. Dur işte öylece sakin sakin!” dedi Kız aşır yorgun sesinin içinden.

Yer çekimine aykırı ilerleyen başını zorla kaldırdı Arkadaş’ının yüzüne. O sırada Arkadaş’ının tam arkasında sabitlenmiş kapıdan Çocuk girdi içeri. İnsan’lara selam verdi önce, ardından Kız’a ve Arkadaş’ına sadece el sallamakla yetindi. Daha dikkatli baktı bir an Kız’a uzun zamandır yapmadığı gibi ve Kız’ın hasta olduğunu fark etti. “Sen iyi Misin? İlaç aldın mı?” diye sordu.

“Herkes neden bu kadar ilaçlama meraklısı!” diye geçirdi içinden ve yüzünde aslında Çocuk’a tepki olan pis bir gülümseme belirdi.

Sakin karşıladı Çocuk Kız’ın söylediklerini. Gülüşün altındaki derin manayı çözmeye yeltenmedi bile. “Peki madem. Geçmiş olsun o zaman.” dedi sadece. Uzak köşede bir masa buldu kendine ve eline aldığı gazeteye teslim etti gözlerini.

Bu hasta halinin üzerinde öfke bile barınamıyordu Kız’ın üzerinde. Öfkelenemeyecek kadar halsiz hissediyordu. “Halt var o gazetede! Oku sen! Geri zekalı!” diye mırıldandı öfkelenebildiği kadar.

“Ne oldu? Ne geçti aranızda?” diye sordu Arkadaş’ı bu mırıldanma üzerine.

“Ben bu Çocuk’u anlamıyorum bir türlü. Orada o kadar iyiydi ki her şey. Başkaları’nı bırakıp gezdik, dolaştık. Ama ne zaman Başkaları’nın yanına döndük yine bu hale geldi. Bir müzik çalar bulmuş. Ne zaman bir kalabalık içindeyiz kulağında o. Hayır ben konuşmamasını geçtim, söylediklerimizi bile duymuyordu salak!” diye isyan edebildiğini sandı.

“Aslında hiç öyle biri değildir ama. Belki de Başkaları’ndan rahatsız oluyordu.”

“Ya bıraksana! Neden rahatsız olsun? Zaten Herif’in biriyle de adım çıkmış! İnsan’lar benim dedikodumu yapıp duruyorlarmış.”

“Onları bende duydum aslında.” dedi Arkadaş’ı dudaklarını ısırarak.

Yüzündeki ciddi ifade yavşak bir gülümsemeye dönüştü Kız’ın. “Daha ne olsun Arkadaş’ım! Neyse ki görevim bitiyor buralarda. Yakın zamanda kökünden kurtulacağım! Belki geri dönerim.”

“Neden döneceksin?”

Duruldu Kız bir anda. Anlam veremediklerinin üstüne eklenen yeni anlamsızlıklar canını sıkıyordu. “Konuşmak istiyor. Yeniden denemek istiyor.”

“Siz neden ayrılmıştınız?”

“Arkadaş’ım sen boşver o nedeni ya! Ben bilemiyorum anlıyor musun? Kafam karışık. Halbuki şu aptal Çocuk bir konuşabilseydi neler anlatırdı kim bilir…” dedi ve derin bir nefes çekti içine. “Sanırım ben geri dönmek istiyorum.”

Arkadaşlığın en kutsal vazifelerinden biri olan telkin müessesesi o anda yine faal konuma geçiverdi. “Eğer seviyorsan ve barışmak istiyorsan git.”

Gazetesine gömülmüş Çocuk’un üzerindeydi gözleri. Gitmek ile kalmak arasındaki net kararını o anda verdi…

2 Temmuz 2009 Perşembe

Olan Biten, Yazarlar ve Ortak Hikaye Hakkında

buraya yazmaya başlayalı neredeyse bir yıl olacak. bir yıl içinde iki adet yarım kalmış seri hikaye, sürüsüne beket dışa vurum ve bir o kadar denemeyi elimizden geçirmişiz de haberimiz yokmuş meğer.

zaman içinde şahsen bir arpa boyu bile olsun yol kat ettiğimizi düşünüyorum. burada yazan ben dahil tüm amatör kişiler hayalleri geniş tutmaya çalışarak, kimseciklere beğendirilme kaygısı olmadan, içimizden geldiği gibi ve samimi cümleler kondurmaya çalışıyruz bloğa. yani ayıptır söylemesi buraya yazan kimsenin beğenilmek gibi bir takıntısı yok tur. yani kimse bu durumu siklemiyodur bile yazarlardan.

minimal gelişimler içerisinde bloğun kazancı yeni yazarlar oldu. benim gibi her dakika yazı koymayı beceremeyen, sadece içinden geldiğince karalama ihtiyacı güttükleri yazılarını herkesle paylaşıyorlar. mesela burcu. kendisi kelime sihirbazıdır kanımca. sanırım bize büyü yapıyor... mesela buruncuk. son eklediği yazı ile bence olmuştur. level atlamıştır ve daha iyilerini de yapabileceğinin ışığını ortalığa saçmıştır. "gitmek temalı yazı" ile beni benden almayı başardı kendisi. ve yeni çömezimiz bolshy. onunla birlikte daha önceleri blog haricinda ve farklı kişilerle denediğim ortak hikaye çalışmasını oluşturmaya çalışacağız. imece usulu bir yazı üzeinde sadece anlatım hakkında fikir birliği yaparak kurgusunun nereye gittiğini bilmeden yazacağız.

elimizdeki tek yenilik de bu işte. bir adet ortak hikaye çalışması mevcudumuz var. şimdilik ben ve boldhy bu işi birlikte yürüteceğiz bu blog üzerinden. eğer varsa katılımcı ve iştirakçi insanlar lütfen bize bir şekilde ulaşsın. mail veya bir yorum ile de olabilir bu. ama yorumlar bu zaman kadar neredeyse hiç olmadığından bu blopun takip yüzdesinden ve beğenilirliğinden şüphe etmiyor değilim. ama bizler güzel şeyler yaptığımızı hissediyorsak bunların ne önemi var...

tüm bu olup bitenler içerisinde herkese bu bloğu keyifle okumasını diliyorum. artık bir yıl dolunda görüşürüz...

Nedensiz Bedensiz

Beş: His

Kulaklarında çınlayan bir devrimci türküsü idi Adam ve Kız’ın. Başka bir kapalı mekanda dumanlı, nargileli bir bar ortamında, tezatlardan ironi üretmek istercesine ve etraftaki onca insanın tabularına küfredercesine devrim türküleri eşliğinde öpüşmekteydiler hasretle. Kendilerini anın akışına bırakmak istercesine görünmez bir duvarın inşası içindeydiler sanki de, türküler amacından sapıldığı hissiyatına kapıldıkları anda bu eyleme engel olmak istiyorlardı. Onlar ise aldırmamakta ısrarlıydılar. Birbirine hafif sarılmış bu iki sevgi kümesi elemanlarından Kız bir anlık seğirme ile gözlerini açtı girdiği hayal aleminden. Gözleri açıldığından gördüğü ilk şey Adam’ın gözlerinin fal taşı gibi olduğu ve huzurdan uzak boş bakışlar attığıydı. Bir anda sevgisizlik şüphesine kapıldı Kız. Zaten ya bakışlardaki kaçamaklardan ya da beyni yerine göre duraklatan hafıza parlamalarından sebeplenerek bu kanıya varırlardı kadınlar. Birincisi hissiyat, ikincisi ise bitirememişlik intiba ederdi. Her iki durumu da şu an itibari ile bünyesinde barındırıyordu artık Kız. Önce Adam’ın uzaklığıydı içini acıtan sonra geride bıraktığı Çocuk’tu şimdi. Dudakları sanki içeri büzülmüştü. Bir hissizlik geldi o anda üstüne Kız’ın. Bunu anında fark eden Adam “Bir sorun mu var?” diye sordu kendini az biraz geri çekip.

Gülümsedi o anda Kız. Aklından geçenleri belli etmemek istercesine “Hayır aşkım olmadı bir şey.” Dedi gülümseyerek ve Adam’ın dudaklarına son bir buse kondurdu aklından geçenleri anlamasın diye ve “İnsanların homurtusu rahatsız etti biraz.” Diye tarihin en başarılı bahanelerinden birini üretti. İçinden geçenleri inkar etmek istiyordu kendine. Çünkü, Çocuk ile ilgili aklının berisinde bıraktığı her şeyi yeniden hatırlamıştı. Ve bu Adam’ın sayesinde olmuştu.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Nedensiz Bedensiz

Dört: Yakınlaşma

Öylesine loş bir ortamdı ki; insan burada mutluluktan uyuşabilir, kısa süreli ve temeli pozitivize edilmiş ruhlar olan kendini kaybedişler içinde günlerce kalabilirdi sanki. Hafif ve duyguları okşayan bir müzik eşliğindeydi bütün bedensel faaliyetleri insanların. O romantik olmak için zorlananlar vardır hani; işte onlar için biçilmiş kaftandı burası belki de. En odun ruhu bile yontabilirdi bu içi sakin, büyüleyici bar.

Ortama uyum sağlamak için acele etmediler asla Kız ve Çocuk. Gülümseten espriler, henüz daha mayışmayı düşünmeyen bedenlerden gelen inatçı elektrik karışıyordu soludukları havaya. Kendilerini serbest bırakmaları için tek mazeretleri önlerindeki alkollü içecek olacaktı belli ki. Başkaları’ndan kaçıp geldikleri ve hiç bilmedikleri bu diyarda sadece yürümekten yoruldukları için girdikleri bu mekan ruhlarını ne enteresandır dinginleştireceği yerde biraz daha güçlendirmişti. Ancak, bu direniş fazla uzun sürmedi. Espriler kendini fısıltılara bırakmaya, diri duran bedenler geniş kanepe üzerindeki ağırlığını arttırmaya başlamıştı. Üstelik vücutlar huzuru birbirlerinde buluyorlardı yavaşça.

“Neden geldin ki sen buraya? İşinden de oldun üstelik.” dedi Çocuk usulca.

“Ne önemi var bunun şimdi. Geldim işte güzel olmadı mı yani?” diye yanıtladı Kız aynı usul ve fettan tavırla.

“Güzel oldu tabi. Bak hatta ne kadar güzeliz böyle…” dedi çocuk gülümseyerek. Vücudunun tüm kimyası artık kızın esiriydi.

“O zaman daha ne soruyorsun ki! Buradayım işte. Sen neden geldin peki?”

“Sana göz kulak olmak için tabi ki neden olacak!”

Bu itirafın üzerine sakinlemiş ruhuna şaşkınlıktan tozlar serpildi Kız’ın. Başkaları’nın yanında öyle suskun ve samimiyetsizdi ki Çocuk, bu aşırı içtenlik bir anda neye uğradığını şaşırttı Kız’a. Zaten meyli olduğu Çocuk’a kendini biraz daha yanaştırdı. Artık birbirlerinin kokularını daha iyi duyabiliyorlardı. Ne kadar güzel bir bahar kokusuydu o vücutlarından birbirlerinin burunlarına süzülen. Ne kadar cezp edici ve bütünleştirici…

“Ya sen?” dedi Çocuk. İçindeki kendinden uzaklarda bir sebebin olabileceği kuşkusu o güzel anın törpüleyicisi olmak ister gibiydi.

Kafasını kaldırıp Çocuk’un gözlerinin içine baktı Kız. Usulca “Ne önemi var…” dedi ve kendini Çocuk’a doğru itip dudaklarını Çocuk’unkilere kenetledi. Artık hiç bilmedikleri bu diyarda, hiç görmedikleri bu mekanda, hiç tanımadıkları bu insanlar arasında ve hiç tatmadıkları bu aromalı içkiler etkisinde bildikleri, gördükleri, tanıdıkları ve tattıkları sadece birbirleriydi.

30 Haziran 2009 Salı

Nedensiz Bedensiz

Üç: Kavuşma

Kaç saat sürdü ki bu birkaç şehrin arasından geçiş? Bir ara uyuyakalmıştı Kız. İzlemek istediği ne kadar yok üstü manzara, şerit çizgisi, eski evler ve elektrik direği varsa birçoğu uykusunun berisinde kalmıştı. Halen daha çözmeye çalışırken yolculukla geçen zamanı varmak istediği şehrin giriş kapısı tabelasını gördü. Şimdi yola çıkışının başlangıcından daha da mutluydu. Neredeyse bir yıldır gelmediği bu şehirde tanıdık sokakları süzdü önce. Yolları, cadde ayrımlarını hatırlamaya çalıştı. İçindeki saklanmış huzur kendini batmamış günün yüzü suyu hürmetine ortalığa saçıyordu her geçen an. Kavuşmak eyleminin hayatındaki değeri daha da ortaya çıkmıştı sanki. Yine de aklının önemsiz bir yerinde kalmış ince bir merak vardı bu huzuru uzaktan seyreden. Kendini ne zaman ve ne denli ortaya çıkaracağı bilinmez bir halde ve öylesine suskun. Kısa bir zaman içinde son durağa vardığında içindeki huzur ve mutluluk heyecanı da yanına alarak hormonal faaliyetlerinin aniden tavan yapmasına neden oldu. Hızlı hareketlerle otobüsten indi. Etrafına o bilindik tanıdık yüz arayan bakışlardan attı. Az ileride elinde bir kulağına dayalı cep telefonu ile yanına yaklaşan Adam’ı gördü. İki adım attı onun yanına doğru. Adam eliyle ona durmasını işret etti. Asabi bir surat ifadesi ile telefondakine kişiye bağırır gibiydi Adam. Konuşmanın ardından telefonunu adı geçen yerine koydu ve koşar adım ilerledi Kız’a. En klişe ve en güzel kavuşma sahnelerinden biri yaşanıyordu o anda o yarım çeyreği yobaz şehirde. Vücutlar birbirine kenetli, ağızlardan sadece “Seni seviyorum”ların çıktığı bir kavuşma…

29 Haziran 2009 Pazartesi

Nedensiz Bedensiz

iki: Sorgu

Efendi bir gün Kız’ı odasına çağırdı. Sakin ve sessiz bir günün ardından bu şaşırtıcı istek yerini karşı konulmaz bir meraka bırakarak Kız’ın Efendi’nin odasına gitmesine sebep oldu. Karşılıklı oturup hoş beş ettiler. Havadan sudan bilindik ne kadar cümleler varsa sarf ettiler kısa süre içinde. Bir anda “Aslında ben sana çok kızgını” dedi Efendi.

Kız şaşırdı. Çağırılmasını bile yeteri kadar şaşkınlık uyandırıcı bulurken bu tepki bu şaşkınlığı bir kat daha arttırdı. “Neden kızgınsınız anlamadım?” diye karşılık verdi.

Aynı ciddi duruş ile “Sen insanlarla oyuyorsun!” dedi.

“Ne demek istiyorsunuz anlamıyorum?”

Bulmacayı daha fazla uzatmak istemedi Efendi. “Çocuk’la aranda ne var?” diye sordu.

Kızın şaşkınlığı vücudundan iyice yer etmişti. “Hiçbir şey yok sandığınız gibi. Biz arkadaşız!” dedi.

“Valla dışarıdan bakınca hiç öyle görünmüyor.”

Samimiyet insanlar arasında hep doğrusal olmayan çizgiler üzerinde ilerlerdi Kız’a göre. “Biz sadece birlikte iyi vakit geçiren iki arkadaşız o kadar Efendi’m.” Dedi üstüne basarak.

“O zaman Çocuk’la oynama!”

Kız şaşkınlığı içinde söndürüp öfkesinin kafesini açmaya karar verdi. “Siz ne demeye…” derken kapı tıklatıldı. İçeri giren Çocuk’u görünce öfkesini dizginledi bir anda.

Olanlardan habersiz odaya dalan Çocuk “Efendi’m istediğiniz evraklar geldi.” Derken bir yandan da Efendi’ye çaktırmadan Kız’a gülümseyerek göz kırptı.

Elindeki bir miktar resmi evrakı masaya döküşünü seyrederken Çocuk’un Kız, ruhuyla bütünleşmiş umursamazlığı ile Çocuk’a usulca gülümsüyordu.

28 Haziran 2009 Pazar

Nedensiz Bedensiz

Bir: Yolculuk

Neden şehirlerarasında inatla gidip gelen otobüslerin camları siyah film ile kaplanır. Halbuki dışarıyı seyrederek gitmek ister özellikle gündüz ve hatta sabahın köründe yolculuk eden insanlar. Kız’da aynı bu fikirler içerisinde yolculuğuna başlamıştı sabahın bir körü, bilinmeyen bir kuşluk vakti. Daha otobüs yola çıkalı birkaç dakika olmuştu ki karamış camların ardından zar zor fark etti Çocuk’u. O’nun o üzgün yüzündeki ifadeyi siyah camları bahane ederek kendine görmemezlikten geldi. Kim bilir o otobüste olduğunu bilseydi neler yapardı. Ne soytarılıklar, sempatik veda jestleri… Hüznünü yol kenarına bırakıp gülümserdi kesin. O Arnavut Kaldırımları üzerinde suratından düşen bin parça yerlerdeydi ve mazgallara doğru akıp gidiyordu. O an iyi ki görmedi Kızı. Ne kadar nedenini az çok tahmin ettiği hüznünü görmek işine gelmese de, hüzün Çocuk’a çok yakışıyordu.