Dokuz: Dönüş
İlk bulduğu otobüsün içinde, değil manzaraya etrafındaki insanların merak eden bakışlarını bile umursamadan ağlıyordu Kız sessizce. Tanımadığı yol arkadaşı olan bir başka Bayan sordu da birkaç kere nedenleri, Kız o’nu duymadı bile. Zihninin sokak başları tutulmuştu sanki. İkinci defa aynı durumla karşılaşmak veya aynı duruma düşmek düşünme yetisi yok ediyordu her geçen an. Burnunu otobüsün camına dayamış aklında sadece Kadın’ın söyledikleri dönüp duruyordu:
“Şimdi anlıyorum ben o gün inatla ayrılmak isteyip telefonda niye bana bağırıp çağırdığını. Hepsi bu kaltak yüzünden! Lan salak Adam! Konuştuğun yerin otogar olduğunu anlamadım mı sandın! Hadi bu Kız mal sana kandı, sen de mi malsın o kadar da beraber gittiğimiz yerleri geçtim anahtarının öteki teki bende olan eve getiriyorsun a geri zekalı! Ya sen! Kızım boynuzlarını cilalamaktan sıkılmadın mı? Hayatımda hiç böyle aptal insanlarla karşılaşmadım! Ne haliniz varsa görün lan! Allah belanızı versin!”
Tüm bu saydıklarının ardından kapıları vurup gitmesi ve hatta Adam’ın susup sinmiş hali Kız’ın aptallığına delaletti. Aptaldı Kız çünkü, tekerrür eden bir durumun üzerine o tükeniş anında bile Adam’dan umuda dair bir cümle beklemişti. Adam Kadın gittikten sonra başı öne eğik öylece oturuyordu yatakta ancak. Şoktan sıyrılan Kız ise hiçbir söz söylemeden toparlanıp evden çıktı. Toparlanma anında bile Adam’ın tepkisizliği öfkesini daha da arttırmıştı. İşte tam o anda dünya üzerinde sayılı en aptallardan biri olduğunu fark etti Kız.
Burnunu dayadığı cam gittikçe buğulanırken ne denli hataların içinde olduğunu hesaplamaya çalışıyordu. Ancak düşünmekten yorgun düşmüştü beyni. Yeniden canlanması için de birilerine olanları anlatmalıydı. Yasaklara aldırmadan, gizlice cep telefonunu açtı ve mesaj yazmaya başladı. “Arkadaş’ım ben çok kötüyüm. Şimdi yoldayım. Akşam görüşelim. Konuşacak birilerine ihtiyacım var.”
Mesaj istenilen yere gittikten sonra aynı sessizlikle kapattı telefonunu. Arkadaş’ını aklına getirdiğinde neredendir bilinmez Çocuk geldi aklına. Usulca içinden geçirdi. “Acaba şimdi ne yapıyordur.”
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Nedensiz Bedensiz
Etiketler:
nedensiz bedensiz,
seri hikaye
5 Temmuz 2009 Pazar
Sıradan Veya Sıradışı
Dört: Murphy Yasaları
“Beklediğiniz otobüs her zaman sizin beklemekten vazgeçtiğiniz anda gelir.”
Durakta öylece beklerken Ferit zaten geç kaldığından ötürü çevresindeki kentleşmişliğe dair tüm manzaranın tadını çıkarmaya karar verdi. Etrafından geçen insanlar, seyyar satıcılar, yoldan geçen arabalar. Ve hatta bir tane Vosvos geçiyordu tam önünden. Gülümseyerek takip etti Vosvos’u ve içindeki suratını şişirmekten bir hal olmuş kızı. Arabanın güzelliğini mi yoksa kızın salak salaklaşmış yüz ifadesine mi gülümsediği belirsizdi. Belirgin olan sadece artık gelecek otobüsü beklemeyi aklından sildiğiydi. Etrafındaki artık güzel görünmeye yüz tutmuş her taşlaşmışın büyüsü altındaydı Ferit. Derken bir anda duraktaki insanların bir yol köşesine koşturduğunu fark etti. O yöne çevirdi yüzünü ve beklediği otobüsün tıka basa dolmak üzere olduğunu fark etti.
“Ne kadar geç kaldıysanız trafik o kadar sıkışıktır.”
Onca kalabalık içinde otobüste nefes almak imkansız gibiydi. Ter kokuları eşliğinde duyulmamış besteler mırıldanan kulaklıklı gencin bet sesiyle devam ediyordu yolculuk. İnsanların birbirleri ile akraba olma ihtimalleri giderek yükseliyordu da tek sorun ter kokularıydı. Yine iğrenç başlayan bir gün içerisinde güzel giden birkaç dakikanın ardından yeniden aynı berbatlığa gömülmüştü Ferit. Gülümsemesini sağlayan tek şey otobüsün ilerlemekte tereddüt eden Vosvos’un yanından geçivermesiydi. Belki de içindeki şişik suratlı kız bu durum karşısında daha da genişletmiştir yüzünü. Bunu düşünmek bile burnuna psikolojik pamuklar yapıştırmış gibi gülümsetiyordu Ferit’i. Ta ki; trafiğin sıkışıp otobüsün milimetre ile ölçülecek yollar kat etmeye başlamasına kadar. Ferit artık daha da geç kalmış ve yollar artık daha içinden çıkılmaz haldeydi.
“Bir şeyin yolunda gitme olasılığı varsa, ters gider.”
Açılamıyordu bir türlü yollar. Herkes artık daha terli ve isyankardı. İsyan etikçe de daha terliyorlardı. Nihayet artık umutların tükendiği bir zaman diliminde açıldı yollar. Yavaş yavaş da olsa ilerliyordu otobüs. En azından Vosvos’ları geçecek kadar hızlıydı ve Ferit bunu mutluluğu ile işe kadar gidebilirdi. Bulunduğu durumda kendini gülümsetecek neticeler üretmekten başka çaresi yoktu zira. Gülümsemeyi beceri edindiği anda açlıktan koca metal yığını sanki açlıktan midesi kazınıyormuş gibi sesler çıkarmaya başladı. Dünyanın en berbat mide gurultusuydu sanki duyulan. Şoför otobüsü emniyet şeridine kenara çekti. Otobüsün önünden arkasında dumanlar gelmeye başlamıştı. Sorumluluğunun bilincinde olacak ki şoför, derhal tahliye etti yolcuları otobüsten. Düzgün giden her şey yeniden ve yeniden kendini olanaksızların kucağına attı en fahişe haliyle. Otobüsten inen herkes bir yol tuttu kendine de bir Ferit kalakaldı öylesine otobüsün dibinde. Kısa süren bir anlamsız bekleyişin ardından ikidir karşılaştığı Vosvos göründü geliş güzergahında. Bir umut doğdu Ferit’in içinde otostopların güzelliğine dair. Çekingenlikle iç içe hafif kaldırdı elini. Ancak kendi bile uzaktan baksa fark edemezdi kendini. O güzelim Vosvos içindeki acayip mimikli kız ile önünden geçiverdi sakin sakin.
“Beklediğiniz otobüs her zaman sizin beklemekten vazgeçtiğiniz anda gelir.”
Durakta öylece beklerken Ferit zaten geç kaldığından ötürü çevresindeki kentleşmişliğe dair tüm manzaranın tadını çıkarmaya karar verdi. Etrafından geçen insanlar, seyyar satıcılar, yoldan geçen arabalar. Ve hatta bir tane Vosvos geçiyordu tam önünden. Gülümseyerek takip etti Vosvos’u ve içindeki suratını şişirmekten bir hal olmuş kızı. Arabanın güzelliğini mi yoksa kızın salak salaklaşmış yüz ifadesine mi gülümsediği belirsizdi. Belirgin olan sadece artık gelecek otobüsü beklemeyi aklından sildiğiydi. Etrafındaki artık güzel görünmeye yüz tutmuş her taşlaşmışın büyüsü altındaydı Ferit. Derken bir anda duraktaki insanların bir yol köşesine koşturduğunu fark etti. O yöne çevirdi yüzünü ve beklediği otobüsün tıka basa dolmak üzere olduğunu fark etti.
“Ne kadar geç kaldıysanız trafik o kadar sıkışıktır.”
Onca kalabalık içinde otobüste nefes almak imkansız gibiydi. Ter kokuları eşliğinde duyulmamış besteler mırıldanan kulaklıklı gencin bet sesiyle devam ediyordu yolculuk. İnsanların birbirleri ile akraba olma ihtimalleri giderek yükseliyordu da tek sorun ter kokularıydı. Yine iğrenç başlayan bir gün içerisinde güzel giden birkaç dakikanın ardından yeniden aynı berbatlığa gömülmüştü Ferit. Gülümsemesini sağlayan tek şey otobüsün ilerlemekte tereddüt eden Vosvos’un yanından geçivermesiydi. Belki de içindeki şişik suratlı kız bu durum karşısında daha da genişletmiştir yüzünü. Bunu düşünmek bile burnuna psikolojik pamuklar yapıştırmış gibi gülümsetiyordu Ferit’i. Ta ki; trafiğin sıkışıp otobüsün milimetre ile ölçülecek yollar kat etmeye başlamasına kadar. Ferit artık daha da geç kalmış ve yollar artık daha içinden çıkılmaz haldeydi.
“Bir şeyin yolunda gitme olasılığı varsa, ters gider.”
Açılamıyordu bir türlü yollar. Herkes artık daha terli ve isyankardı. İsyan etikçe de daha terliyorlardı. Nihayet artık umutların tükendiği bir zaman diliminde açıldı yollar. Yavaş yavaş da olsa ilerliyordu otobüs. En azından Vosvos’ları geçecek kadar hızlıydı ve Ferit bunu mutluluğu ile işe kadar gidebilirdi. Bulunduğu durumda kendini gülümsetecek neticeler üretmekten başka çaresi yoktu zira. Gülümsemeyi beceri edindiği anda açlıktan koca metal yığını sanki açlıktan midesi kazınıyormuş gibi sesler çıkarmaya başladı. Dünyanın en berbat mide gurultusuydu sanki duyulan. Şoför otobüsü emniyet şeridine kenara çekti. Otobüsün önünden arkasında dumanlar gelmeye başlamıştı. Sorumluluğunun bilincinde olacak ki şoför, derhal tahliye etti yolcuları otobüsten. Düzgün giden her şey yeniden ve yeniden kendini olanaksızların kucağına attı en fahişe haliyle. Otobüsten inen herkes bir yol tuttu kendine de bir Ferit kalakaldı öylesine otobüsün dibinde. Kısa süren bir anlamsız bekleyişin ardından ikidir karşılaştığı Vosvos göründü geliş güzergahında. Bir umut doğdu Ferit’in içinde otostopların güzelliğine dair. Çekingenlikle iç içe hafif kaldırdı elini. Ancak kendi bile uzaktan baksa fark edemezdi kendini. O güzelim Vosvos içindeki acayip mimikli kız ile önünden geçiverdi sakin sakin.
Etiketler:
ortak hikaye,
seri hikaye,
sıradan veya sıradışı
Nedensiz Bedensiz
Sekiz: Chat
Sanal alemde, msn denen sohbet dünyasının içinde aynı anda birkaç kişi ile yazışıyordu Kız. Derken Çocuk’un selamını gördü. Mimiksiz tepkisiz ve ruhsuz konuşmaya başladılar.
“Selam.”
“Nasılsın?”
“Hala biraz rahatsızım.”
“Ama rahatsızlık senin doğuştan problemin bunu dindiremezsin ki!”
“Aman ne komik! Çocuk’tan müthiş espriler!”
“O zaman hadi bene çorba ısmarla.”
“Ne alaka şimdi ya?”
“Sen hastasın, kronik kısmın dışında kalan tüm sorunların giderilmesi için çorba ideal bir ilaç. Bir de benim uzun zamandır sulu yemek yemediğimi hesaba katarsak…”
“Eeeee? Katarsak?”
“Anlamıyor musun Kız’ım? İkimizin de çorbaya ihtiyacı var!”
“Valla anlamam ben! Anlayacak kadar gücüm yok. Halsizim.”
“valla ben onu bunu bilmem! Beş dakikaya kapındayım.”
“Bak çocuk! Emrivakiden hiç hoşlanmam. Senden rica ediyorum; bana asla emrivaki yapma!”
“iyi madem. Yarın diyelim mi?”
“Ben uygun olduğumda sana haber vereyim diyelim mi?”
“Öyle olsun o zaman… Eskiden sana bir şey sormaya korkardım. Artık iyice tırsar oldum.”
“O neden ki?”
“Aman boşver! Hem sen gelmezsen ben giderim! Hadi görüşürüz.”
Sadece yazı karakterleri üzerinden ruhsal bunalımlara girmek ne kadar kolaydı. Ne kadar yalandı. Şimdi hem Çocuk, hem de Kız bu yalan duyguların esiriydiler.
Sanal alemde, msn denen sohbet dünyasının içinde aynı anda birkaç kişi ile yazışıyordu Kız. Derken Çocuk’un selamını gördü. Mimiksiz tepkisiz ve ruhsuz konuşmaya başladılar.
“Selam.”
“Nasılsın?”
“Hala biraz rahatsızım.”
“Ama rahatsızlık senin doğuştan problemin bunu dindiremezsin ki!”
“Aman ne komik! Çocuk’tan müthiş espriler!”
“O zaman hadi bene çorba ısmarla.”
“Ne alaka şimdi ya?”
“Sen hastasın, kronik kısmın dışında kalan tüm sorunların giderilmesi için çorba ideal bir ilaç. Bir de benim uzun zamandır sulu yemek yemediğimi hesaba katarsak…”
“Eeeee? Katarsak?”
“Anlamıyor musun Kız’ım? İkimizin de çorbaya ihtiyacı var!”
“Valla anlamam ben! Anlayacak kadar gücüm yok. Halsizim.”
“valla ben onu bunu bilmem! Beş dakikaya kapındayım.”
“Bak çocuk! Emrivakiden hiç hoşlanmam. Senden rica ediyorum; bana asla emrivaki yapma!”
“iyi madem. Yarın diyelim mi?”
“Ben uygun olduğumda sana haber vereyim diyelim mi?”
“Öyle olsun o zaman… Eskiden sana bir şey sormaya korkardım. Artık iyice tırsar oldum.”
“O neden ki?”
“Aman boşver! Hem sen gelmezsen ben giderim! Hadi görüşürüz.”
Sadece yazı karakterleri üzerinden ruhsal bunalımlara girmek ne kadar kolaydı. Ne kadar yalandı. Şimdi hem Çocuk, hem de Kız bu yalan duyguların esiriydiler.
Etiketler:
nedensiz bedensiz,
seri hikaye
4 Temmuz 2009 Cumartesi
Nedensiz Bedensiz
Yedi: Tekerrür
Sevgili ile aynı yatakta uyanmanın dayanılmaz mutluluğu vardı Kız’ın üzerinde. İkisi birden o anda huzurlarından hareketle yataktan çıkmak istemediler. Geceden kalmalığın tembelliği ile birlikte sohbet edip aşklarına muhabbeti yeniden katıyorlardı. Ne bir soru, ne beyni kemirip duran yaşanmışlıklar vardı o odada. Dünya kendi ekseninden çıkarıp o odaya denk gelen koordinatları tam tur dönüşüne devam ediyordu adeta. Gündüz müydü, gece miydi kimse bilmiyordu. Hem zaten bilmek isteyen ne bir Adam vardı o odada ne de bir Kız.
Sükuneti önce evin dış kapısının sert bir şekilde çarpması bozdu. Hemen akabinde “Neredesiniz lan!” diye bağıran öfkeli bir bayan sesi dünya üzerindeki olması gerekilen koordinatlara geri dönüşü sağladı. Toparlanmaya ve daha ne olduğunu kavramaya fırsat bile bulamamışken Adam ve Kız birden odaya bir Kadın dalıverdi. O da diğerleri gibi en klişe cümle ile sorgusuna başladı: “Neler oluyor burada!”
Adam öne atıldı “Senin ne işin var lan burada!” dedi Kadın’a.
“Asıl bu Kız’ın ne işi var burada! Bizim evimizde ve yatağımızda ayrıldığın kızla da senin ne şin var ayrıca!”
Tüm bu söylenenler kızda feci bir şok etkisi yarattı. Kenetlendi adeta ve soru sormaya yeltenemedi bile. Ne zaman ki şoktan bir nebze kurtulmayı başardı sormaya niyetlendiği sorunun cevabını anında yapıştırdı kadın. “Ben bu Adam’ın senden sonraki sevgilisiyim!”
Yaşananlar tekerrürden ibaret bir ilişki sonunun kısır döngüsüne yeni bir bitiş/başlangıç anıydı.
Sevgili ile aynı yatakta uyanmanın dayanılmaz mutluluğu vardı Kız’ın üzerinde. İkisi birden o anda huzurlarından hareketle yataktan çıkmak istemediler. Geceden kalmalığın tembelliği ile birlikte sohbet edip aşklarına muhabbeti yeniden katıyorlardı. Ne bir soru, ne beyni kemirip duran yaşanmışlıklar vardı o odada. Dünya kendi ekseninden çıkarıp o odaya denk gelen koordinatları tam tur dönüşüne devam ediyordu adeta. Gündüz müydü, gece miydi kimse bilmiyordu. Hem zaten bilmek isteyen ne bir Adam vardı o odada ne de bir Kız.
Sükuneti önce evin dış kapısının sert bir şekilde çarpması bozdu. Hemen akabinde “Neredesiniz lan!” diye bağıran öfkeli bir bayan sesi dünya üzerindeki olması gerekilen koordinatlara geri dönüşü sağladı. Toparlanmaya ve daha ne olduğunu kavramaya fırsat bile bulamamışken Adam ve Kız birden odaya bir Kadın dalıverdi. O da diğerleri gibi en klişe cümle ile sorgusuna başladı: “Neler oluyor burada!”
Adam öne atıldı “Senin ne işin var lan burada!” dedi Kadın’a.
“Asıl bu Kız’ın ne işi var burada! Bizim evimizde ve yatağımızda ayrıldığın kızla da senin ne şin var ayrıca!”
Tüm bu söylenenler kızda feci bir şok etkisi yarattı. Kenetlendi adeta ve soru sormaya yeltenemedi bile. Ne zaman ki şoktan bir nebze kurtulmayı başardı sormaya niyetlendiği sorunun cevabını anında yapıştırdı kadın. “Ben bu Adam’ın senden sonraki sevgilisiyim!”
Yaşananlar tekerrürden ibaret bir ilişki sonunun kısır döngüsüne yeni bir bitiş/başlangıç anıydı.
Etiketler:
nedensiz bedensiz,
seri hikaye
Sıradan Veya Sıradışı
Üç: Beş
-Şimdi eğilip ayak parmak uçlarımıza dokunuyoruz!
-...
-Bir, iki, üç, dört, bir, iki, üç, dört...
-Hıı, kim o ya sabah sabah?!
-Kaslarımızın iyice kasıldığını hissediyoruz, değil mi hanımlar? Artık diğer hareketimize geçebi......ciyoup.
Battaniyesi yere düşmüş. Yine bir kabus görmüş olmalı ama gördüğü kabus bitmemiş olsa gerek ki jimnastikçi bir kadının sesiyle uyanıyor. Başını hafifçe havaya kaldırıyor ve fark ediyor ki yastığı başının altında değil, ayaklarının arasında. Başını tekrar yatağa koyuyor. TV'nin altında bir kaç aydır biriktirdiği şarap ve bira şişeleri gözüne ilişti. Hiç bardak yoktu görünürde. Bardağın olmaması yalnızlığa delaletti bir yerde. İçkisini en son kiminle paylaştığını hatırlamaya çalıştı: bulamadı. En son tanıştığı kadın'ın adını düşündü... Aklında yer eden diğer bütün kadınlar gibi onun da adı beş harfliydi. Eğer gecenin bir körü evine gitmek için tutturmasaydı belki adını şimdi hatırlayabilirdi ama yok, o da gitmişti; diğer bütün beş harfliler gibi...
-Şimdi eğilip ayak parmak uçlarımıza dokunuyoruz!
-...
-Bir, iki, üç, dört, bir, iki, üç, dört...
-Hıı, kim o ya sabah sabah?!
-Kaslarımızın iyice kasıldığını hissediyoruz, değil mi hanımlar? Artık diğer hareketimize geçebi......ciyoup.
Battaniyesi yere düşmüş. Yine bir kabus görmüş olmalı ama gördüğü kabus bitmemiş olsa gerek ki jimnastikçi bir kadının sesiyle uyanıyor. Başını hafifçe havaya kaldırıyor ve fark ediyor ki yastığı başının altında değil, ayaklarının arasında. Başını tekrar yatağa koyuyor. TV'nin altında bir kaç aydır biriktirdiği şarap ve bira şişeleri gözüne ilişti. Hiç bardak yoktu görünürde. Bardağın olmaması yalnızlığa delaletti bir yerde. İçkisini en son kiminle paylaştığını hatırlamaya çalıştı: bulamadı. En son tanıştığı kadın'ın adını düşündü... Aklında yer eden diğer bütün kadınlar gibi onun da adı beş harfliydi. Eğer gecenin bir körü evine gitmek için tutturmasaydı belki adını şimdi hatırlayabilirdi ama yok, o da gitmişti; diğer bütün beş harfliler gibi...
Etiketler:
ortak hikaye,
seri hikaye,
sıradan veya sıradışı
Sıradan Veya Sıradışı
İki: İsteksizlik
Tüm gereklilik kiplerini bir kenara bırakabilirdi tam o anda biri. Akrep ve yelkovanı zamandan dışlayıp kendi kavramlarının içinde yüzebilir beklide kendi kavram karmaşalarının arasına tıkılıp kalabilirdi. Ferit gri bir yaşamı üzerine sindirmeye başlamışken kalan 6 milyar insandan bazıları uyuyor, bazıları aşık oluyor kimileri bulaşık yıkarken biri de sabrının sınırlarını zorlamaktan medet ummanın faydasız bir eylem olduğunu keşfedip, akrep ve yelkovanı hayatından iteliyordu.5 saniye içinde alınan kararlar ne kadar sağlıklı olur düşünmeden, bir başka sağlıksız kararı olan Vosvos’una atlayıp sabahın köründe bir bira içmek için ayakkabılarını giymeye başlamıştı bile Yeşim 6. saniyede. Zaten sağlıklı olan her şey zararlı, yararlı olan her şey lezzetsiz değil miydi? İçinden geçirdiği kocaman bir ‘ evet!”ten sonra okula uyuyakaldığı için gecikmesinin şerefine bir şampanya patlatabilirdi. Çünkü karar aşamasını uyuyarak başından savmış, vicdanına küçük bir öpücük kondurmuştu. Ve bugün işe gitmeyerek kaç kişiyi mutlu ettiğini düşündü 28 kişilik sınıfı ve kendisiyle beraber 29 mutlu insan. Bugünü mutluluğa adamalı mıydı? Yada mutluluk mu ona bugünü bahşetmişti? ne değişirdi ki. O, kararlarından daha doğrusu kararsızlıklarından bir gün için sıyrılmayı seçmemiş miydi? Öyleyse gaza basabilir böylece bir Vosvos’la 80 km hızla gidebilmenin sıra dışılığını kendine bağışlayabilirdi. İşte bu yüzden kırmızı ışığa söverken hiç tereddüt etmedi. Gitmek isteyip kalmak zorunda olduğu bir ana daha dudak bükerken, yaya geçidindeki eski sevgilisi onu bu burukluktan kurtarmış ancak yanan yeşil ışık ve yükselen korna sesleri onu, bu sefer de kalmak isteyip de gitmek zorunda olmanın sıkıntısına gömmüştü. Bir iki saniye daha onu görebilme isteğini bastırıp yola çıktığında günün ilk mecburiyetini atlatmıştı bile..
Tüm gereklilik kiplerini bir kenara bırakabilirdi tam o anda biri. Akrep ve yelkovanı zamandan dışlayıp kendi kavramlarının içinde yüzebilir beklide kendi kavram karmaşalarının arasına tıkılıp kalabilirdi. Ferit gri bir yaşamı üzerine sindirmeye başlamışken kalan 6 milyar insandan bazıları uyuyor, bazıları aşık oluyor kimileri bulaşık yıkarken biri de sabrının sınırlarını zorlamaktan medet ummanın faydasız bir eylem olduğunu keşfedip, akrep ve yelkovanı hayatından iteliyordu.5 saniye içinde alınan kararlar ne kadar sağlıklı olur düşünmeden, bir başka sağlıksız kararı olan Vosvos’una atlayıp sabahın köründe bir bira içmek için ayakkabılarını giymeye başlamıştı bile Yeşim 6. saniyede. Zaten sağlıklı olan her şey zararlı, yararlı olan her şey lezzetsiz değil miydi? İçinden geçirdiği kocaman bir ‘ evet!”ten sonra okula uyuyakaldığı için gecikmesinin şerefine bir şampanya patlatabilirdi. Çünkü karar aşamasını uyuyarak başından savmış, vicdanına küçük bir öpücük kondurmuştu. Ve bugün işe gitmeyerek kaç kişiyi mutlu ettiğini düşündü 28 kişilik sınıfı ve kendisiyle beraber 29 mutlu insan. Bugünü mutluluğa adamalı mıydı? Yada mutluluk mu ona bugünü bahşetmişti? ne değişirdi ki. O, kararlarından daha doğrusu kararsızlıklarından bir gün için sıyrılmayı seçmemiş miydi? Öyleyse gaza basabilir böylece bir Vosvos’la 80 km hızla gidebilmenin sıra dışılığını kendine bağışlayabilirdi. İşte bu yüzden kırmızı ışığa söverken hiç tereddüt etmedi. Gitmek isteyip kalmak zorunda olduğu bir ana daha dudak bükerken, yaya geçidindeki eski sevgilisi onu bu burukluktan kurtarmış ancak yanan yeşil ışık ve yükselen korna sesleri onu, bu sefer de kalmak isteyip de gitmek zorunda olmanın sıkıntısına gömmüştü. Bir iki saniye daha onu görebilme isteğini bastırıp yola çıktığında günün ilk mecburiyetini atlatmıştı bile..
Etiketler:
ortak hikaye,
seri hikaye,
sıradan veya sıradışı
Sıradan Veya Sıradışı
Bir: Geç
Kendinden uzaktaysa eğer yetişmeye çalışmalı. Koşmalı, toplu taşıma araçlarını kullanmalı. Kullanmalı ki, küresel ısınmayı engellemeye dair ufacık bir umudu olsun. Kendi gibilerde olmalı o otobüste. Kendi gibi çevre bilinci olanlar doldurmalı ve ağırlıktan yavaşlamalı otobüs. İçinde sıkılmalı, sabırsızlanmalı havasızlıktan ve yeniden koşmaya başlamalı. Yollar uzun, yollar hep engebeli kendine doğru. Son durağına gelmeli derken. Kendi son durağında bu zamana kadar peşinde koşturduğu tüm hayatlara ve hatta kendininkine bile geç kaldığını anlamalıydı artık Ferit. Ömrünün geri kalanında olduğu gibi, gelecek zamanların tümünde geç kalmak üzerine oturtulmuş bir yaşam sindirmeliydi üstüne. Şu geç kaldığı otobüs gibi. Yetişemediği randevusu, trafiğe takılmış ziyaretleri gibi. Hayattan çalamadığı tüm anları gibi…
Kendinden uzaktaysa eğer yetişmeye çalışmalı. Koşmalı, toplu taşıma araçlarını kullanmalı. Kullanmalı ki, küresel ısınmayı engellemeye dair ufacık bir umudu olsun. Kendi gibilerde olmalı o otobüste. Kendi gibi çevre bilinci olanlar doldurmalı ve ağırlıktan yavaşlamalı otobüs. İçinde sıkılmalı, sabırsızlanmalı havasızlıktan ve yeniden koşmaya başlamalı. Yollar uzun, yollar hep engebeli kendine doğru. Son durağına gelmeli derken. Kendi son durağında bu zamana kadar peşinde koşturduğu tüm hayatlara ve hatta kendininkine bile geç kaldığını anlamalıydı artık Ferit. Ömrünün geri kalanında olduğu gibi, gelecek zamanların tümünde geç kalmak üzerine oturtulmuş bir yaşam sindirmeliydi üstüne. Şu geç kaldığı otobüs gibi. Yetişemediği randevusu, trafiğe takılmış ziyaretleri gibi. Hayattan çalamadığı tüm anları gibi…
Etiketler:
ortak hikaye,
seri hikaye,
sıradan veya sıradışı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)