11 Temmuz 2009 Cumartesi

Sıradan Veya Sıradışı

Altı: Matematik

"Düzensizlik de bir düzendir ama asıl düzen düzmek yeteneğinden gelir!" desturuyla yatağından doğrulup yavaşça mutfağa doğru gitti. Öncelikle su ısıtıp kendine bir kahve yapmaya karar verdi ve ardından da her sabah olduğu gibi günlüğüne yeni şeyler karalayacaktı. Sabahları kahve içmeyi seviyordu ama şu anda kahveyi içmek istemesinin nedeni daha çok dün geceden sonraki ayılma evresini hızlandırmaktı. Ancak bu şekilde yeni bir şeyler karalayabilirdi o her sabah karalanmaktan tam anlamıyla kapkara olan deftere.

Gözleri en sevdiği fincanını aradı: Buldu: Kirliydi. Yıkamak için uzandı önce bardağa, sonra da musluğa ve o sırada elindeki karalamayı gördü: Bir telefon numarası. O anda kafasında bu telefon numarasının dün geceki beş harfliye ait olduğunu anımsadı. Kız en azından telefon numarasını ezbere yazacak ve onu gecenin bir körü terk etmesine sebep olanı hatırlayacak kadar ayıktı anlaşılan.

Bardağı bir kenara bıraktı ve elinde yazılı olan numaraya baktı: 03141592653.

Aramalı mıydı?

Sıradan veya Sıradışı

beş: otostop

Tam da otostop çekecek arabayı bulmuş dedi içinden. O silik adamdan bir jipe otostop çekmesini de bekleyemezdi gerçi. Sonra dedi ki: Mutluluğa adamamış mıydık bugünü? Vosvosun iki kişiyi taşıyabileceğine neredeyse emindi üstelik. Aynı anda frene bastı, direksiyonu sağa kırdı, durdu ve dörtlüleri yaktı. Silik surat, öylece bakıyor adım atmakta tereddüt ediyordu.

-Bir tekerlekli sandalyeye ihtiyacın var mı?

-Hayır?

-Öyleyse yürüyerek gelebilirsin sanırım!

Tanrımm! Mutlu edeceğim otuzuncu insanı seçerken pek de seçici olmadığım bi gerçek. Ama yarattığın bu alıkları neden benim başıma salıyorsun? dedi Yeşim bu sefer yüksek sesle ama kendi kendine. Yine de kendine verdiği sözün gereği sinirini sindirdi. Tanrıdan da ses seda yoktu. Gidip bir an önce bira içmeliydi.

-Nereye gidiyorsunuz?

-Bununla fazla uzağa gidemeyiz sanırım. Ne dersin?

-Peki. Atakum'a gitmeliyim. Sizin için yeterince yakın mı?

-Evet dersem yine bön bön bakmayacaksın değil mi?

Adam bu sorunun üstüne cevap olarak beklemeden arabaya bindi. Son on dakika içinde bu arabada gitmek isteyip de kalmak zorunda olan, sonrasında kalmak isteyip de gitmek mecburiyetine boyun eğecek ikinci kişiydi Ferit. Bunu önce Vosvos fark etti. Her zamankinden yavaş ama sinirleri bozmamaya dikkat ederek yaptı işini. Sonra Ferit kırmızı ışıkları daha bir sever olmuştu. Sırf kızın mimiklerini daha fazla izleyebilme fırsatı verdiği için geciktiği her dakikaya lanet etmekten vazgeçti. 15 dakika sonra bu arabadan inecekti. Görebildiği kadarı yanına kar kalmalıydı öyle ki.

-Hala bu arabaya otostop çektiğine pişman olmadın mı?

-Belediye otobüsüne bindiğime daha çok pişman olmuştum.

Eski bir dost gibi gülüştüler. Böyle olur bazen, insanın içinde hayatına girecek herkesten birkaç cümle var gibidir. Sesi anımsadığın anda bir gülücük oturur yüzüne insanın. Ve bir saniye ömrü vardır o gülücüğün. Silinir gider hafızadan, bir sonraki cümlede.

-Ben böyle ineyim.

-Peki. Hoşçakal.

-Çok sağol. Güle güle..

Ve tüm çekingenlikler en sıradan cümlelere tıkıştırılıp, içi boşaltılır anlamların.

10 Temmuz 2009 Cuma

Nedensiz Bedensiz ------>>> Neden Beden

Aslında bir çok hikaye bittiği denilen yerde hemde en başından ve yeniden başlar...

Kız kimine göre boş beleş hayatından bir bölümü yaşadı ve bitirdi. Peki ya Çocuk ne yaptı bunca zaman? Çocuk o kadar basite mi indirgedi her şeyi?

Transkripsion'dan ilişki sorgulayıcısı "Geri Zekalı Ayrılık Sendromu" kökenli iki seri hikayenin birincisiydi bu zamana kadar yayınlanan. Pek yakında Çocuk'un hayatının kısa süreli sarsılışının ve ilişiki yumağının bilinmeyenlerinin içinde barındığı ikinci bölüm blog içinde yer alacak...

Hatta ben bunu çok sevdim. Biraz merak katalım işin içine!

Çocuk neden Kız ile konuşmaktan kaçtı?
Kız'ın aslın düşüncelerini öğrenebildi mi?
Masasındaki Biri kimdi?
Ve hikaye asıl nerede başladı?..

Tüm bu soruların cevabı pek yakında...

(acayipmiş bu ya :)) )

Nedensiz Bedensiz

On Üç: Son

Kimin ne önemi vardı artık? Kim ne kadar veya ne birim edebilirdi? Tüm erkekler aynı değil miydi zaten? Evrimleri ve güdüleri gereği bırakabildikleri kadar döl bırakırlardı dünyaya. Gerisi onlar için önemsiz ve boştu. Her aldatılma olayından sonra hortlayan bu feminist ruh, Adam’ın yanından döneli saatler ve gidişinin ardından sadece dört gün olmasına rağmen arkasındaki masada kimliği belirsiz Biri ile fingirdeyen Çocuk’u gördükten sonra kendini daha da yırtıcı bir kıvama getiriyordu.

Küçük bir an için kafasını çevirip Kız’ın bakışlarını fark etti Çocuk. Başı ile selam verdi Kız’a ve tekrar Biri’ne dönüp önce önünde duran alkol güdümlü bardağı kafasına dikledi ve sonrasında Biri’nin yüzünü okşayarak tatlı tebessümler yaratan cümleler kurmaya kaldığı yerden devam etti.

Oysa ki; sadece küçücük bir ihtimaldi Kız’ın Çocuk ile yeniden deneme fikri. Önce nedensiz sordu, sonra merakına yenik düştü ve merakla karışık küçük bir kıvılcım hissetti Çocuk’a yönelik son olarak. O da gördüğü manzaraya alık alık bakarken daha da belirginleşti ve bakışlar boyunca kendini çözerek imha etti. Düşünmeye koyuldu Kız. Yaptığı şeyler, aldığı kararlar hata mıydı? Yoksa doğru olan o muydu da insanlardan bir ayar sıkıntısı vardı? Cevap bulamadı o an içerisinde de, o andan çok çok zaman sonra da.

Tüm bu kararsızlığın sonunda aşka tövbe etti. Hatta konu ile alakalı şarkılar dinledi akrep yelkovan ilişkisinin hırçınlığı içinde. Aşksızlık ile ilgili kitaplar okudu, melankoli içerikli her faaliyete dahil oldu. Sıkıldı ve yine aşkı özledi. Va hatta Çocuk’un son haline kadar geçen süre kadar kısa bir zamanda, eski sevgilileri özleyip, başkalarının ilişkilerine imrendikten hemen sonra bir Kişi ile tanıştırıldı yine bir masada. Kişi Kız’a yönelikti tüm sohbet boyu. Esprilerin, iltifatların ve entelektüel kasılmaların merkezinde hep Kız vardı. Tüm bunların farkında olan Kız geçmişi formatlarcasına hızlı sildi her şeyi. Bir tek Kişi ne yemin bıraktı, ne de insanların acılarına dair basit bir kalıntı.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Nedensiz Bedensiz

On İki: İskele

Sabahın köründe bir yolculuk için sıcak yatağından kalmak derttir aslında. En azından Kız bunu düşünüyordu. “Bari cam kenarı olsa koltuğum!” ümidiyle zorlanarak kalktı yatağından. Geceden hazırlanmış bavulunu aldı ve kimse ile vedalaşmaya gerek duymadan kendini otogar kestirmelerine vurdu. Gün yeni doğuyor ve tüm güzel çiçek kokuları sokakları sarmalıyordu. Derin nefesler çekerek yürüyordu Kız. İçindeki kavuşma anının giderek yaklaşması mutluluğu giderek artıyordu. Denize vuran güneş ışıkları göz kamaştırıyor, seyredenine ise büyük bir keyif bahşediyordu. Adımlarca ilerleyerek, güne pozitif başlamanın verdiği ilham ile şarkılar mırıldanarak yürüyordu yolda Kız. Gitmeden son defa iskeleye çıkmak istedi. Sekerek yürüyordu yollarda. İskelenin başına geldi. Birkaç adım yürüdükten sora uçta yere bağdaş kurmuş oturan birini gördü. Bir an yavaşlatsa da kendini fazla umursamadı oturanı ve yürümeye devam etti. Miyopluğunun elverdiği yerde iskelenin ucunda oturanın Çocuk olduğunu fark etti. Adımlarının arasındaki mesafeler küçüldü birden. Bir yandan gitmek istiyor, bir yandan Çocuk’un orada ne yaptığını merak ettiğinden yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyordu.

Başı eğikti Çocuk’un. Ne yaptığı, düşündüğü anlaşılmıyordu fakat sarhoş olduğu her halinden belliydi. Derin bir uykudan aniden uyanır gibi kaldırdı başını çocuk. Ağlıyordu. Güzlerini denize dikti. Sulu sulu baktı ufka. “Neden be Kız’ım!” diye bağırdı sokaklardaki insansızlıktan da cesaret alarak.

Tüm şifreler çözülmüştü artık. Kimin ne hissettiği belliydi. Çocuk kıza aşık, Kız ise bir zamanlar hoşlanmaktaydı ondan. Şimdi ise bu haline sadece üzülmekle yetinebilirdi ve geç kalmışlığına içten içe küfür edebilirdi. Uzaktan iyice süzdü çocuğu. Aklında yine çelişkiye düştü kısa süreli. Ve tekrar kesin kararından caymamaya karar verdi. Son saniye bakışları ardından iskeleden ayrıldı Kız. Bunca yaşanmışlığın ardından Çocuk zihninin unutulmuş bir köşesine yeniden hatırlanmak üzere ufacık bir kırıntı bırakmıştı Kız’ın.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Nedensiz Bedensiz

On Bir: Hikaye

Birkaç saat için bile olsa kendini daha fazla yorgun hissetmek istercesine attı kendini sokaklara geri döner dönmez Kız. Amacı geberene kadar yorulup uyku ile beynini uyuşturmaktı. Ama öncesinde zehrini akıtmaya yardımcı olacak bir Arkadaş’a ihtiyacı vardı. Yüzünde o bilindik aykırısı ifade ile yürüdü tanındığı yollarda. Selam verenlerin kimisini duydu, kimisinin sesi kulaklarına bile çarpmadı. Burnundan soluyor gibi görünmek istiyordu. Çünkü sıradan nezaket diyaloglarına girmeye hiç niyeti yoktu kimseyle. Hızlı adımlar atmayı beceremedi asla ve bu yüzden birkaç defa sendeledi kaldırımlarca. Hüznünü ve öfkesini o koca çantasına sıkıştırmış her zaman gittiği o mekana eserek girmişti. Ağlamakla karışık çatılmış kaşlar ve çehreye kibarca oturtulmuş yüz çizgileri mekandaki insanların bir çoğuna tesir etti. Kız karizması ile herkesin bir şekilde dikkatini çekmeyi başarmıştı hiç hedeflemediği halde.

Az ilerde bir masa da oturuyordu Arkadaş’ı. Soluk almadan yürüdü yanına ve direk boynuna sarılıp gözyaşlarına gümrük onayı verdi nihayet. “Neden böyle olmak zorunda! Ben neden hep aynı hatayı yapıyorum!” feryatları ile yavaş yavaş kendini küçük düşürmeye başlamıştı insanların gözünde. Çünkü Kız’ın o mekan içerisinde sağlam ve yıkılması neredeyse olanaksız bir duruşu vardı. Şimdi ise o duruşun dengesini kendi kıvraklığı ile bozuyordu.

Sarılma anında biraz olsun sakinleştirmeyi başardı Arkadaş’ı Kız’ı. Anlatmasını istedi usulca. Kız tekledi önce birkaç saniye. Sarf edeceği cümlelerin kurgusunu oluşturmaya yeltendi. Halbuki konuşmaya başlaması için basit yapılı bir kelime bile yeterdi. Kısa süre içinde fark etti bu hakikati ve tek kelime çıktı önce ağzından, sonraki yarım saat soluksuz bir anlatım ile geçti. Kendini iyi ifade ediyordu Kız ve anlatımının akıcılığı ise buradan geliyordu. Kendi derdi bile insanlara hiç duymadıkları bir hikaye tınısı ile ulaşıyordu. Tıpkı bir masal dinler gibi oluyordu karşısındaki ve her kelime aklına kazınıyordu neredeyse. Erkeklere olan aşırı güven bağlılığının sürekli aynı tip sorunlar yarattığından, Adam’la olan iki yıllık ilişkinin götürdüklerinden ve ikincil boynuz darbelemesinden, kendini bir erkeğe mahkum edip köleleşmesinden ve artık bunun büyük bir hata olduğunu anlayışından öyle yalın ve üslup sahibi bir dil ile bahsetti ki; ne kendi fark etti etrafından geçen insanları, ne Arkadaş’ı. Kendini kaptırmıştı artık cümlelerin girdabına. Peşinden Arkadaş’ını da sürükleyip sözcüklerden kendisine dönük hayranlıklar inşa etmekteydi o anda. Ne zamanki zehri tamamen akıp gitti ağzından çıkan her seste, anlattığı post modern aşk destanı da nihayete erdi. O an masada oturan her iki kişi için de soluklanma amaçlı bir dinlenme anı gelmişti. Hikayenin rüzgarı o kadar kuvvetliydi ki; her ikisini de masanın farklı uçlarına savurmuştu.

Öylesine sessizdi ki ortam, ağızdan nedeni bilinmez bir şekilde fırlayan küfür gibi fırladı bir anda “Çocuk nasıl?” sorusu Kız’ın yorulmak bilmez çene kaslarının ittiresiliği ile. O bile beklemiyordu böyle bir soruyu sormak kendinden. Çocuk geride kalmış bir başkasıydı çünkü. Becerebilseydi Adam’ın yerine hayatına bodoslama dalacak biri, beceremediği için ise kısa süreli boşluk doldurmaca denemesi idi Kız’ın zihninde. Yine de Çocuk’a dair içinde hiçbir sevgi ümidi olmamasına rağmen sormuştu bu soruyu. Alacağı cevabın kendisini ne denli etkileyeceğini bilmeden.

Arkadaş’ı ilk anda idrak edemese de soruyu, kavradığı anda gizli bir şaşkınlığa büründü. Cevap veremeyeceğini varsayarak, bahaneler üretmek için gözlerini diğer masalarda gezdirdi. Aradığı cevap Kız’ın tam arkasına düşen masadaydı. Önce dikkatle baktı o masaya ve “Bana sorma. Arkana bak görürsün.” dedi Kız’a.

Kız bilinmeyenden gelen sorunun akabinde bilinmeyenden gelen merakının etkisinde arkasını döndü…

7 Temmuz 2009 Salı

Nedensiz Bedensiz

On: Koz

Son günleriydi Kız’ın Buralarda ki. Bunca zaman yaşanan onca dedikodu, nedensiz laf sokuşlar sulu bir şaka gibiydi şimdi. Geri kalan birkaç cümle kırıntısını da sindirmek istemiyordu artık. Kulaklarını İnsanlar’a tıkamış bir şekilde bir kenarda oturuyordu yalnız başına. Bugün diğerlerden farklı olmak için tüm kartlarını oynar gibiydi sanki. Çevrede İnsanlar’dan hiç biri yoktu neredeyse. Etraf o kadar sessizdi ki, alışılagelmiş laf sokuşlar ve çaktırmadan bakışlar olmadan bir garip hissetmeye başlamıştı kendini Kız. Kendi kendini dinler bir haldeyken Çocuk göründü girişte. İçeri girdi ve ne hikmetse direk Kız’ın oturduğu masaya yöneldi. “Kesin İnsanlar’ın yokluğundan istifade geldi.” diye düşündü Kız. Çocuk masa dibindeki sandalyeye izin isteyerek oturdu ve selam verip selam aldıktan sonra anlaşıldı bütün karın ağrısı. “Bugün Adam’la tanıştım.” dedi.

Kız uzun zamandan beri gelen bir gelenek gibi olmuş şaşkınlığa büründü tekrar. Adam’ın yeniden sanal alemle alakalı şifrelerini kullanmaya başladığını anladı o anda. Gülümsedi belirsiz. Çocuğun sakin duruşu ve tepkisizliği çekti dikkatini. Sıradan bir olaymışçasına karşılıyor gibiydi çocuk. Beklediği tepkiyi bulamamıştı Kız Çocuk’un ne yüzünde ne de sesinde.

Sıradan bir tebessüm vardı çocuğun yüzünde. “İyileştin mi diye soracaktım. Derken ben Kız’ın sevgilisiyim diye bir cevap gördüm ekranda. Tanıştık, ufacık sohbet ettik.”

Kız illa kıskançlığa veya kine dair bir tepki görmek istiyordu Çocuk’un tüm halinde. “E ne var bunda! Sevgilim o kullanır şifrelerimi kendisi.” Dedi hafif sinirli gibi ve gülümseyen bir suratla. Amacı çocuğu tuzağa çekmekti.

Hiç bozmadı istifini çocuk. “Ya alır almaz bana ne! Ama keşke daha önce söyleseydin de bu dedikodular durdurmak için elimde bir koz olurdu o zaman.” dedi. Kısa süreli bir sessizlik oldu masada. “Neyse canım zaten gidiyorsun sen artık. Kurtuluyorsun… Hadi dışarı çıkalım sıcak burası.” diye ekledi çocuk sessizliğin ardından. Karşındaki tepkisiz duruşun ardından masadan kalktı ve dışarı yöneldi.

Bu diyalog istediği gibi gitmemişti kızın. Çocuk iyi bir rol kesere benziyordu anlaşılan. Onca yaşanmışlığın üzerine böylesine tepkisiz kalınamaz fikrindeydi Kız. Yine de beklediğini bulamayışı onu haliyle değişik hissiyatlara sürükledi. Kısa süreli de olsa verdiği kararı gözden geçirdi. Aynı kıs süre içinde ne kadar haklı olduğunu kararının bir kez daha onayladı.