10 Temmuz 2012 Salı

Nasıl Olan Ruhi Bey

Eylül'e
Sevilmeğe değer olmayan çok şey var,
Ben pek azını bilirim.
Yaşamım eksiktir, biraz da esrik.
Yaşamımı tamamlamak içindir bu esriklik.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Dilber Dudağı

-Ahmet geçen yine zıkkımlanıp gelmiş eve. Evdeki bütün ahâli uyanık. Saat sabahın dördü falanmış. Kapıyı açmayı denemiş ama bir türlü beceremiyormuş. Gürültüyü fark eden evdekiler gidip kapıyı açmışlar. Evdekilerin hâlâ uyanık olduğunu gören Ahmet basmış kalayı. Görüyorsun ya, hem suçlu hem güçlü pezevenk.

Dilber başladı yine anlatmaya. Ne zaman baş başa kalsak başlar zaten mahallelinin başından geçenleri dökmeye. Dedikodu konusunda epey uzmanlaşmış. Edebi bir dil kullandığını dahi söyleyebiliriz.

Ama geçelim şimdi bunları. Çıktı benimki yine kapının önüne. Dudağında henüz yakmamış olduğu sigarası, elinde şimdi çaktığı kibrit var. Kibritin kıvılcımı yüzünü aydınlatıyor. Güzel bir yüzü var. Yaşı otuzun üzerinde. Hakkında bildiklerim de çok değil aslında. Şu Dilber ne anlattıysa onu biliyorum. Bir de bu saatlerde, kapının önüne çıkıp sigara içtiğini. O beni bilmiyor.

-Yüzü, gözü kan içindeymiş. Ayakta duracak hâli dahi yokmuş. Sinirden oğlana bir tokat savurmuş fakat ıskalamış. Dengesini kaydebip cumburlop bahçedeki su birikintisine kapaklanmış. Hah ha, Allah'ından bulmuş gavur!

Gavur olduğunu söylediği Ahmet'in Allah'ından nasıl bulduğunu düşünmüyorum. Dilber'in anlattıklarını duymamaya çabalıyorum. Gözlerim O'nda. O beni görmüyor. Kibrit söndüğünden beri yüzünü de pek seçemiyorum. Sigarasını içine çektiğinde aydınlanır gibi oluyor sadece. Acaba şimdi ne düşünüyor?

-Ahâli yine insanlık yapmış, kaldırmış Ahmet'i düştüğü yerden. Bir koluna Mustafa, diğer koluna da Hilmi girmişler de eve ancak taşıyabilmişler. Nimet sadece izliyormuş olan biteni. Zaten başka da ne yapabilir ki? Oğlanlara: "Dikkat edin yavrum, basamağa takılmayın. Babanızı sıkı tutun. Yavaş yavaş." falan diyormuş. Çok korkuyor kocasından. Ölüsünü görse, dayak yerim korkusuyla yine de yaklaşamaz bizim Nimet. Zavallı kadın. Gençliğinde pek de güzelmiş. Vara vara bu sapsıza varmış. Yazık.

Dilber'in anlattıklarına bakılırsa öğretmenmiş. Hiç evlenmemiş. Sevdalanmış bir kez. Kızı kaçırmaya kalkmış. Kızın akrabaları onları kovalarken kızı vurmuşlar. Bu, canını zor kurtarmış. Sonra gelmiş buralara kadar. Kim bilir, belki sigaraya da o sebeple başlamıştır. Şimdi biten sigarasını ilk olarak belki de bir kadın yüzünden çekmiştir içine. Belki de hâlâ o kadını düşünüyordur içine her nefes çektiğinde. Acaba izlendiğini de düşünüyor mudur arada bir? İzleyenin ben olduğumu bilmeden ama izlendiğini bilerek, o kadını düşünerek içiyor olabilir mi sigarasını? Ya da, ne bileyim, sanki buraya bakıyor gibi. Belki ben Dilber'i dinlerken o da beni izliyordur, benim ben olduğumu bilmeden. Bu da ne demekse: Benim ben olduğum?


-Sen beni dinliyor musun gı?


-Hayır!

29 Haziran 2012 Cuma

Adın K.

Baharın ilk ayları değildi
Geçti gitti koca koca mevsimler
Geriye kaldı bir avuç yaprak
Yaktım hepsini, kuruydular
Yandılar ki bir kutu kibrit bitmişti
Sonra söndüler,
    ben gittim

Gün batmak üzereydi ki kızıldı mermer
Ve gün batmak üzereydi -ki
Gitmekler bitmemiş, gelmekler başlamamıştı
Bende doğup sende batan gün
Bir gün bir daha doğmamıştı

Doğanlar olmuştu yine insanlık için
Daima
Doğuranlar olmuştu
Bakire kalmıştı ama bazı kadınlar
Evlerinde pencereler vardı
Panjurları pembe
Tülleri siyah
Çekmiştik beraber sonuna kadar
Hem öpüşmüştük de o insanların önünde
O insanların yataklarında sevişmiştik
Uyanmamıştık ama o yataklarda
Sen ağlamıştın
"Ağlama!" demişti adamın biri sana
Susmuştun

Karanlıkların sebebini tüller sanmıştın
Odana dolan yarasalara imrenmiştin
-yoksa öykünmüş mü-
Sonra gitmiştin yine o adama
Girmiştin koynuna
Koyun koyunaydılar yarasalar
Ama kimseye yaramamışlardı
Delicesine bir yağmur başlamıştı ardından
Her şeyin iki metre üzerine yağıp ıslanmadık güneş bırakmıyorlardı
Gökyüzü dalgalıydı, deniz delik deşik
Derken bir poyraz, bir hortum, bir tayfun
Fırlatıp atmıştı bizi iki katlı bir evin balkonuna
Kenarına oturup şarap içmemiştik balkonun, içememiştik
Şarabımız ertesine kalmıştı

Kesik kesik yağıyordu meret
Bir ıslatıyor, bir ıslatmıyordu
Biz birbirimize kurulanıyorduk
Öyle sanıyorduk ya da
Hatta öyle sanıyorduk ki birbirimizi görmüyorduk
Görmeden birbirimizi, birbirimize gömülüyorduk

En sonunda bahar geldi
Yağmurlar dindi, güneşler çıktı
Dağlar denizlere boşaldı, insanlar sokaklara boşaldı
Çalışan işçilerden ter boşandı, sevişen çiftlerden ter boşandı
Bahçeler yeşile boyandı, gözlerim yeşile boyandı
Biz gül dalı olmayı seçtik
Tuttuk birbirimizi
Kanattık

16.06.2012

3 Mart 2012 Cumartesi

Son Durak

Ellerini çıkar, koy bir köşeye
Gözlerini çıkar, koy bir köşeye
Köşelerini çıkar, koy bir kenara
Sen kal, kaldığın yerde kalan tek sen
Sen kal, gitmelerden arta kalan sen
Bir sen kal, başka kimse kalmasın
Ben de gideyim, gelemeyeyim senden
Kalayım en son durağında
Durakların olmasın benim durduğum dudaklarından başka.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Dağıt

Uzun seviyorum, evet
Hep böyleydi bu, böyle olacak
Ama kısanın da
          ayrı bir tadı var
          benim dudaklarım, senin
          avuç içlerini öptükçe.

15.02.2012
13:17
Bornova / İzmir

12 Şubat 2012 Pazar

Çok Eğlendim Lan! Neden?

Dediler, fanzin yapalım.
Dedim, yapın!
Dediler, hep beraber yapalım.
Dedim, neden?
Hâlbuki denmez neden; sorulur.
Ama dedim, ben.
Dediler, neden dedin sen?
Dedim ki denmez neden, sorulur.
Ki düşündüydüm de bunu üç satır evvel.

Karaladık bu sayfayı da bu mürekkepsizlikle
Bizden bi' bok olmaz bu mütevazılıkla.

Öyle Diyorlar!

2 Şubat 2012 Perşembe

Aritmetik


Aşağıda ne var?
Üç ağaçkakan
Aşağıda ne var?
İki elma
Aşağıda ne var?
Bir bulut