14 Şubat 2009 Cumartesi

Kimlik Bilgisi

Siz hiç kendinizi zorladınız mı? Sabit bir durum ya da olay üzerinde değil bu sorduğum. Hani tuvalette sıçamaya çalışırken bile olabilecek bir şeyden bahsediyorum. Ikınmak gibi... Bir şekilde itmek gibi… Bütün bunların hepsi gibi…

Fikirler dönüp dolaşıyor kafamda ve ben hepsine bir somut kılıf uydurma çabasına giriyorum. Mesela fotoroman hazırlamak istiyorum. Bir fotoğraf makinesi, birkaç fotojenik ve sağlam mimikli insan, basit ama merak uyandıran bir senaryo... Sonra kocaman bir kitap yazmak istiyorum. İçinde herkesin olduğu ve anlatacak hikâyelerinin hiç bitmediği ve hatta sırf o kitap içinde barınan her karakter için de ayrı bir kitap yazmak istiyorum. Karakterler ve hatta tüm kurgu kafamda hazır da tek sorun kâğıda dökmek... Şarkı söylemek istiyorum bağırmadan ve en sakin ses tonumla. Etrafımda tüm dostlarım ve beni sevenler aynı notaların içinde yuvarlanmak alkol derinliklerinde... Âşık olmak istiyorum. Tek sıkıntım irademin aşkı sürekli reddetmesi. Belki de sürekli reddedilme korkusu...

Ben aslında süper kahraman değilim. Çoğu zaman yardım eden, öğreten veya destek olan, hatta kimi zaman durum kurtaran o mühim sırdaş var ya; aslında o koca bir yalan beklide. Çünkü onca olmuşluk ve bitmişlik bir bünye üzerinde dolum noktasına varmak üzere. Bir şekilde bir yerden kendini tahliye etmeli veya bir kişi daha olmalı yanı başında o birikmişlikten kendi üstüne alacak. Bunların hepsini bir kâğıda döküp insanlara “bakın ben roman yazdım” diye kasabilir ve ruhumu rahatlatabilirim. Olmadı, her şeyi boş verir ve bir fotoroman için kafamı sadece ona yönlendirebilirim. Şarkı söyleyebilirim hiç biri tutmadı ise. Cehennemim olan kasabaya gömülür ve halk türkülerinin değişmez sesi olabilirim. Buralara gelmeyince sorun da kalmaz dolum da... Hiç biri tutmasa bile âşık olabilirim. Gider birine yazarım, o beni reddeder, platonik depresif melankoliler bütünü içinde savrulurum. O zaman da herkes beni dinlemek zorunda kalır. En lanet vericisi de bu olur aslında. Çenem felaket getirir benim...

Hangisinde karar kılmalıyım? Hangisini hayata geçirmeliyim? Hangisi için kendimi zorlayabilirim?

Bu bir taharet yeri sınavı değil belli ki... Âşık olduğumu sanıyorum, hem de olmadık birine. Zoru seviyorum ben. İlla bir yöne ıkınacaksam hep en zorlu yön olsun istiyorum. Bir yandan korkuyorum. Yazarken ellerim titriyor mesela. Heyecanlanıyorum. Sanırım şimdi de bunca karman çorman anlatımın ardından bir de şiir yazmalıyım kendimce...

Su uyurdu hep,
Rüzgar ağırlığınca eserdi mesela.
Doğa her daim sakindi kara sınırlarım içinde.
Denizi berrak ve gür ormanlı...
İnsanlarım eksikti sadece.
Hayatı sürükleyecek olanlar
Ve hayatı sürükleyenleri izlerken bile fark etmeden hayatı sürükleyenler.
Bana hayat lazım,
Rüzgar esecek, ağaçlar yeşerecek,
İnsanlar hep bir arada olacak,
Ama kimse mutlu olmaya yemin etmeyecek
Veya mutlu olmak için çabalamayacak...
Herkes su yüzünde bir yaprak olsun istedim ben.
Su hayat olacak,
Bizler ise akıntının mağdurları...

Şiir yazmaktaki beceriksizliğimi de böylece kanıtlamış oluyorum. En azından bu şiirimde neyi anlattığımı anlayacaktır insanlar bunu biliyorum...

2 yorum:

betül dedi ki...

sevdim ben bunu:)

buruncuk dedi ki...

"Tek sıkıntım irademin aşkı sürekli reddetmesi."
Okuyunuz: Aşk ve İrade - Rollo May

Şiirin ilk yarısında bazı beyin içi seslerim şiire eşlik etti, alıntı zannettim. Güçlü başlamıştı, bitirmeden önce yazamayacağına inanıverdiğin için, sus pus oldu sonu, duyamadım. Bana küstah olmadan yormayı, yazmayı, okumayı öğretsene. Sen beceriyosun bence. Güzelmiş bu ama burada daha başarılıları var. Elektrik süpürgesi sesi, bira ve netlikten uzak bazı şeyler hatırladığım bir yazı var ya işte, onu yazarken başına topladığın cinlerini çağır. İyi anlatıyorlar. Çok konuştum, peki.