20 Eylül 2009 Pazar

En Belirgin Cümleler

İşte şimdi bir şeyler yazmanın tam zamanı. Böylesine bir ayrımın içine düşmek istemezdim fakat, artık aklımdan geçenleri daha net ifade etmenin başka bir yolu kalmadı…

Varlığın ve yoklun ayrımını yaparak başlamalı söze. Elinde olanın tükettiği, olmayanın ürettiği gerçeğinden. Bu notada hep inanç devreye hep inanç girmiş. Olmayan inanmış, olan savurmuş. Çünkü varlıksız olan her daim tutunacak bir dal aramış. İnanma güdüsü ile koşturmuş duruş. Bu yüzden dünya üzerinde söz sahibi olan birçok insan geçmiş yaşantısında yokluklar içinde yaşamış ve sağlam adımları ile bulundukları noktalara gelmişler. Ve yine aynı dünya üzerinde varlık içinden gelenler ise belki varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak gelin görün ki; ben bu ti insanların ne iyi hatırlandığını bilirim ne de kedilerine faydalarını.

Bu durum anlatmak istediklerime bir ölçüt teşkil etmez. Sadece kaba ir örnek yukarıda yazanlar. Tam da burada, bu kaba örneğin birkaç cümle sonrasında benim hikayem başlıyor. Benim kaba saba ve biçare hikayem…

Dedim ya elinde olan hep tüketmiş. Bunu maddi değerler ile ve bütün insanlık bazında ele almayalım. Aileden başlasın her şey. Çocukken sıkılası yanaklarımızdan öpücükleri ile içimize sevgi aşılayan geçmişimizin temelleri zaman geçtikçe bu tarz eylemlerini yerine getirmez hale gelirler. Eren oluruz ve zaten azalan bu sevgi toparcığının bir başka kaynaktan karşılanabileceğini fark ederiz. Şanslıysak eğer gördüğümüz ilgi ve sevgi, ilk başlarda içine düştüğümüz bu ilgisizlik hastalığından bizi kurtardı diye düşünürüz. Ama bu hiç de öyle olmaz. İlgisizlik hastalığının kaynağı mikrop aslında yok olmaz. Uygun zamanlarda kendini yeniden belli eder. İnsanın doyumsuzluğunun umutsuzluk ile flörtlerine denk gelir bu anlar genellikle. Daha ilk zamanlarda gösterilen aşırı ilginin kendini yavaşça devre dışı bırakması hastalığı tetikler. Önce kaybedilen ilgi geri kazanılır ve ardından doyumsuzluk kontrol edilemez bir hale gelerek söz konusu ilgiye olan açlığı arttırır. Bu saatten sonra her gülüşe, her söze ve iltifata yönelir insan. Bir çok kişi mutlu olurken, doğru oranındaki diğer birçok kişi mutsuzluğa demir atar. Sebebi ise sadece bir tek insanın ilgi problemidir. Bu sayede hastalık diyalog yolu ile diğer insanlara bulaşır her uygun anda doyum mekanizmasına saldırarak gün geçtikçe daha fazla hasar verir. Bu dönemde kişi geri dönülemez yollara girer ve ruhunda tamiri zor yaralar açar.

Bu durum bir karakter problemi değildir. Dünyanın en iyi insanı bile bu hastalık ile pençeleşiyor olabilir. Onun tek isteği biraz daha hatırlanmak gayet olabilir…

Sadece ilgi ile sınırlandırmamak gerekiyor bunu. Ruhumuzda içimizde düzeltemeyeceğimize inanmadığımız her ruhsal bozukluğun temel prensibidir bence bu anlattıklarım. Ve ne enteresandır ki; bu sorun sadece ve sadece varlık kavramından gelenlerde görülür. Bunları zihnimizde barınması için maddi anlamda zengin olmamıza gerek yoktur üstelik. Çünkü, insan beyni zaten içinde barındırdığını üretme ihtiyacı gütmez. Sürekli sevgi gören bir insan sevgiyi hoyratça kullanır. Dini baskılarla yetişmiş biri mensubu olduğu dini içinden taşırır ve dışarıya savurur. Hepimiz çocukluğumuzda aşırı yaşadıklarımızın hastalıkları ile mücadele ederiz bir ömür boyu.

Peki benim hikayeme ne oldu? Ben onu anlattım bile…

Ben yokluğumdan geldim. Sevgim kendim üretim ve dağıttım. Elimde olanı hep paylaştım. Bu yüzden hep gururla söyledim ben iyi bir insanım diye. Kendim için yaşamadım. Ve bugüne kadar hiç bu deli iddialı cümleler sarf etmedim. Ben bir köşede sessizce oturmuş güneşi seyrediyordum. Kısılmış gözlerimi açan çok güzel bir gölgeydi…

Şimdi, fişinizi çekin ve uykuya dalın. Uyandığınızda söylemek istediklerimi daha iyi anlarsınız. Şimdi de bana bunları yazamam için sebep olan bir kısım neden için kocaman bir alkış istiyorum…

Son söz olarak diyebilirim ki; sadece görmek yetmez, konuşmak kesin sonuç vermez. Bilmek için hissetmek, hissetmek için dokunmak gerekir…

2 yorum:

iruneach dedi ki...

Karanlıkların ötesinden gelen cümlelerle, yeni güne merhaba demek; işte sevmek!

malumafatrus dedi ki...

yazının çoğuna katılmakla beraber, senin hikayen kısmına biraz itirazım var. elinde olanı paylaşmak bir insanı iyi yapmaz bence. Evet kesinlikle büyük bir artı ama tek başına netice olabilir mi? bence hayır