14 Ocak 2010 Perşembe

kahraman yazar

Herkesin uyuduğu bir vakitte odasının önce perdesini daha sonra penceresini açmıştı. Ürkek bakışlarla sigarasını yaktı. Bir yandan etrafı kolaçan ediyor, hala uyumayan evlerin yanan ışıklarında kendisine doğru bir hareket belirmesin diye tanrısına dua ediyordu. Her sigara içişinde düşündüğü gibi sigaranın kötü bir madde olduğunu ve en kısa zamanda bırakmak gerektiğini, hatta bundan sonraki paket bittiğinde azaltacağını düşünüyordu.

Akşam gelen telefona canı sıkılmıştı. Aslında canını sıkan gelen telefon değil, telefondakinin ufacık gereksiz bir cümlesiydi. Telefonu kapattıktan sonra sinirden gözleri dolmaya ve akabinde hiç şaşırtıcı olmayacak bir biçimde ağlamaya başlamıştı. Siniri kendisineydi ağlayanın. Ağlayacak bir şey yoktu hâlbuki ortada, can sıkacak, düşünecek…

Odanın içerisinde bir yandan volta atıyor bir yandan sessizce ağlıyordu. İçinden sabah uyandığında gözlerinin güzel görüneceğini düşünüyordu. Ağlayınca gözleri şişiyor, sabah uyandığında kendisini aynada güzel buluyordu. Sadece kendisi değildi gözleri şişken onu güzel bulan, biraz da onlar için ağlıyordu. Ağlamaların ve kendi iç çatışmalarının sonu gelmeyeceğini düşünerek uyumaya karar verdi. İki ağladı, bir düşündü, iki ağladı bir düşündü… Sonra aniden fırladı yataktan. Böyle olmayacaktı, böyle yapmamalıydı, böyle olmaması gerekirdi. Başarısızlıklarının sebebini yükleyecek bir insana ihtiyacı yoktu.

Güçsüzse de, başarısızsa da, zayıfsa da kendisine ait olmalıydı bunlar. Bir insanın yüzünden olmamalıydı. Hayatını karartamazdı bu götten bacaklı insan. Başarıları da başarısızlıkları da onun olacaktı. Bencilceydi. Ama yıllardır okumak zorunda kaldığı kitaptaki yazar da öyle demiyor muydu insan denen canlı için: insan doğası gereği bencildir. İçi rahattı hem teoriğe hem de pratiğe uyan bir davranışta bulunuyordu şu an. Odasında kendisine iyi geleceğini düşündüğü şeylere odaklandı, kitap okudu iki satır, müzik dinledi, internete girdi, komik yazılar okudu, güldü, bir iki satır sohbet etti arkadaşlarıyla karşılık bulamasa da. Egosu arada sırada görevini başarıyla yerine getiriyordu kahramanın. Kahraman?

Yazar karakterinin baş ve tek oyuncusuna kahraman diyordu. Ne kahramanlığını görmüştü ki? Yoksa yazar mı kahramandı. Kahraman mı yazardı yoksa. Ortada bir yazar mı vardı? Ona göre ortada ne bir kahraman ne de bir yazar vardı. Sahi neden yazarlar kahramanlarına kahraman der? Bak o da söyledi şimdi.

Bir insana değer vermek yalnızca onu büyütüyordu kişinin içinde diye düşündü, büyütülen büyüteni tanımıyordu belki de. Değer verdiğini içinde büyüttükçe kişi kendi kayboluyordu göz göre göre. Hiç gereği yoktu. Böyle insanca duygulara hiç gerek yoktu.

2 yorum:

transkripsion dedi ki...

yazarın kahramanlığı için alkış!..

betüsens dedi ki...

;)