8 Temmuz 2009 Çarşamba

Nedensiz Bedensiz

On Bir: Hikaye

Birkaç saat için bile olsa kendini daha fazla yorgun hissetmek istercesine attı kendini sokaklara geri döner dönmez Kız. Amacı geberene kadar yorulup uyku ile beynini uyuşturmaktı. Ama öncesinde zehrini akıtmaya yardımcı olacak bir Arkadaş’a ihtiyacı vardı. Yüzünde o bilindik aykırısı ifade ile yürüdü tanındığı yollarda. Selam verenlerin kimisini duydu, kimisinin sesi kulaklarına bile çarpmadı. Burnundan soluyor gibi görünmek istiyordu. Çünkü sıradan nezaket diyaloglarına girmeye hiç niyeti yoktu kimseyle. Hızlı adımlar atmayı beceremedi asla ve bu yüzden birkaç defa sendeledi kaldırımlarca. Hüznünü ve öfkesini o koca çantasına sıkıştırmış her zaman gittiği o mekana eserek girmişti. Ağlamakla karışık çatılmış kaşlar ve çehreye kibarca oturtulmuş yüz çizgileri mekandaki insanların bir çoğuna tesir etti. Kız karizması ile herkesin bir şekilde dikkatini çekmeyi başarmıştı hiç hedeflemediği halde.

Az ilerde bir masa da oturuyordu Arkadaş’ı. Soluk almadan yürüdü yanına ve direk boynuna sarılıp gözyaşlarına gümrük onayı verdi nihayet. “Neden böyle olmak zorunda! Ben neden hep aynı hatayı yapıyorum!” feryatları ile yavaş yavaş kendini küçük düşürmeye başlamıştı insanların gözünde. Çünkü Kız’ın o mekan içerisinde sağlam ve yıkılması neredeyse olanaksız bir duruşu vardı. Şimdi ise o duruşun dengesini kendi kıvraklığı ile bozuyordu.

Sarılma anında biraz olsun sakinleştirmeyi başardı Arkadaş’ı Kız’ı. Anlatmasını istedi usulca. Kız tekledi önce birkaç saniye. Sarf edeceği cümlelerin kurgusunu oluşturmaya yeltendi. Halbuki konuşmaya başlaması için basit yapılı bir kelime bile yeterdi. Kısa süre içinde fark etti bu hakikati ve tek kelime çıktı önce ağzından, sonraki yarım saat soluksuz bir anlatım ile geçti. Kendini iyi ifade ediyordu Kız ve anlatımının akıcılığı ise buradan geliyordu. Kendi derdi bile insanlara hiç duymadıkları bir hikaye tınısı ile ulaşıyordu. Tıpkı bir masal dinler gibi oluyordu karşısındaki ve her kelime aklına kazınıyordu neredeyse. Erkeklere olan aşırı güven bağlılığının sürekli aynı tip sorunlar yarattığından, Adam’la olan iki yıllık ilişkinin götürdüklerinden ve ikincil boynuz darbelemesinden, kendini bir erkeğe mahkum edip köleleşmesinden ve artık bunun büyük bir hata olduğunu anlayışından öyle yalın ve üslup sahibi bir dil ile bahsetti ki; ne kendi fark etti etrafından geçen insanları, ne Arkadaş’ı. Kendini kaptırmıştı artık cümlelerin girdabına. Peşinden Arkadaş’ını da sürükleyip sözcüklerden kendisine dönük hayranlıklar inşa etmekteydi o anda. Ne zamanki zehri tamamen akıp gitti ağzından çıkan her seste, anlattığı post modern aşk destanı da nihayete erdi. O an masada oturan her iki kişi için de soluklanma amaçlı bir dinlenme anı gelmişti. Hikayenin rüzgarı o kadar kuvvetliydi ki; her ikisini de masanın farklı uçlarına savurmuştu.

Öylesine sessizdi ki ortam, ağızdan nedeni bilinmez bir şekilde fırlayan küfür gibi fırladı bir anda “Çocuk nasıl?” sorusu Kız’ın yorulmak bilmez çene kaslarının ittiresiliği ile. O bile beklemiyordu böyle bir soruyu sormak kendinden. Çocuk geride kalmış bir başkasıydı çünkü. Becerebilseydi Adam’ın yerine hayatına bodoslama dalacak biri, beceremediği için ise kısa süreli boşluk doldurmaca denemesi idi Kız’ın zihninde. Yine de Çocuk’a dair içinde hiçbir sevgi ümidi olmamasına rağmen sormuştu bu soruyu. Alacağı cevabın kendisini ne denli etkileyeceğini bilmeden.

Arkadaş’ı ilk anda idrak edemese de soruyu, kavradığı anda gizli bir şaşkınlığa büründü. Cevap veremeyeceğini varsayarak, bahaneler üretmek için gözlerini diğer masalarda gezdirdi. Aradığı cevap Kız’ın tam arkasına düşen masadaydı. Önce dikkatle baktı o masaya ve “Bana sorma. Arkana bak görürsün.” dedi Kız’a.

Kız bilinmeyenden gelen sorunun akabinde bilinmeyenden gelen merakının etkisinde arkasını döndü…

1 yorum:

betüsens dedi ki...

kızın bütün havası boşa gitti bir şey değil de nasıl bir karakterdir bu ya. bir arkadaşım vardı ona benzettim. aynı anda iki kişiyi idare ediyordu, açıklama olarak da şöyle diyordu: X'i seviyorum, Y'ye aşığım. haha. kız da o halde, yazık:))